İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) Başkanı Prof. Dr. Aysel Aziz, CRI TÜRK’te Doç. Dr. Michael Kuyucu’nun hazırlayıp sunduğu “Akademik Bakış” programına konuk oldu.

İLAD hakkında bilgiler veren Aziz, “İLAD akreditasyon işini iletişim eğitimiyle ilgili akreditasyon işini üstlenen bir sivil toplum örgütü. O bakımdan ikinci şapkamı özellikle gündeme getirmek istiyorum. Herhangi bir dekan gibi değilim. O asıl önemim galiba yani buradaki sizinle görüşmemizin asıl önemi orada olması.

Akreditasyon konusu yeni bir konu değil, çoktan beri var olan dünyada özellikle Avrupa ve Amerika’da olan bir yükseköğretimde daha doğrusu eğitimin her döneminde, her kademesinde var ama bizim konumuz tabi yükseköğrenimle alakalı olduğu için bu konuyla ilgili olarak size açıklama yapayım. 90’lı yıllardan itibaren bütün dünyada giderek önem kazanan bir durum bu. Buna size 2015 yılında Türkiye’de YÖKAK Yükseköğretim Kalite Kurulu yani bu akreditasyonu bağımsız bir kuruluş olarak başlatan bir kuruluşun yönetmeliğinden alınan bir küçük tanımlamayla vermek istiyorum. Şöyle tanımlanıyor yönetmelikte; fakülte, yüksekokul, enstitü gibi bir yükseköğretim kurumu tarafından uygulanmakta olan herhangi bir programın ulusal veya uluslararası düzeyde kalite, verimlilik, etkinlik gibi belirli performans standartlarına sahip olduğunun kanıtlanmasıdır. Bunu biraz daha açacak olursak yükseköğretimde hangi programda ise program kelimesi burada öğrenciler için özellikle açıklayayım veliler için de aynı şekilde bölüm karşılığı veya fakülte karşılığı olarak ama program akreditasyonu söz konusu olduğu için buna bizim dilimiz alışmış ama bölüm demek. Veya bölümü olmayan fakülteler varsa örneğin hukuk, örneğin diş hekimliği, örneğin eczacılık, örneğin tıp var onlarda bölüm yok, onlarda fakülte olarak akreditasyon oluyor. Şimdi Türkiye’de bu aslında epeydir var, yok değil. Şeyi nereden geliyor bunun özellikle uluslararasılaşma olayı nereden geliyor? Bologna süreci diye duymuşsunuzdur muhakkak, Bologna süreci 99’lu yıllarda başlayan 2000’lerde devam eden Avrupa’daki standardı yükseköğrenimdeki standartla ilgili Avrupa Konseyi ülkelerinin katıldığı bir program. Biz Türkiye olarak da buna baştan beri katıldık ama Bologna sürecinin Türkiye’de uygulanması oldukça zor oldu. Daha doğrusu zor oldu derken bizde biliyorsunuz daha önce devlet üniversiteleri vardı sonra vakıf üniversitesi geldi. Dolayısıyla vakıf üniversiteleri daha çabuk uydular. Devlet üniversitelerinin bir kısma uydu çünkü onlar uluslararası da bu akreditasyon işlerine girmişti. Mesela ODTÜ, Boğaziçi gibi üniversiteler girmişti ama diğerleri çok fazla itibar etmediler. Ne zamana kadar? 2013 yılına kadar artık YÖK dedi ki herkes bu sisteme uyacak. Nedir bu sistemin temeli? Yükseköğretimde kalitenin verilen eğitimle birlikte yürümesi ve bunun sürekli olması, kalite güvencesinin olması, kalitenin sürdürülebilir olması. Yani bir anda bir kalite var. Bir dahaki sene ne oldu değil. Sürekli bir şey. Şimdi bunu çok kısa şeylerle zamanımız olmadığı için fazla uzun anlatmayayım bunun belli standartları var. Biz Avrupa standartlarını kabul ettik, en önemli Bologna sürecinin standartları her sene toplantılar yapılıyor, gelişiyor, Türkiye de buna katılıyor. Bizim ulusal olan eğitimimizin uluslararasılaşmasına neden olan bir olay bu. O bakımdan da bütün kurumların artık buna girmesi gerektiği artık kabul edildi ve aynı zamanda YÖK bunu denetleme demeyeceğiz çünkü YÖK’ün yaptığı şey denetlemedir ama daha sonra bunun değerlendirmesini yapmak üzere YÖKAK diye bir kuruluş kurdu. Ondan sonra artık 2015 yılından itibaren yükseköğrenim yaşamına YÖKAK yani Yükseköğretim Kalite Kurulu girdi. Bu işte kısa bir süre önce bağımsız bir kuruluş oldu. YÖK gibi YÖKAK artık Türkiye’deki hatta Türkiye’nin dışında Kıbrıs’ta, Türki devletlerde de aynı şekilde yapı yani YÖK kitapçığında olan bütün şeyleri değerlendirebiliyor. O şimdi 2 türlü değerlendirme yapıyor. Program değerlendirmesi yapıyor ama kendisi yapmıyor, onu sivil toplam örgütlerinden belli standarda gelen, çalışmalar yapan kuruluşlara veriyor. Şimdi dolayısıyla Türkiye’de şu anda ilk geldiğinde 7 idi şu anda 15 oldu, 15 tane sivil toplum örgütü var bu akreditasyon işini üstleniyorlar. Yani bağımsız, herhangi bir devletten şuradan buradan ilgisi olmayan bağımsız kuruluşlar, İLAD da bunlardan bir tanesi. Bir de YÖKAK’ın bir şey daha var onu da açıklayayım bir de YÖKAK bir kurumu yani üniversiteyi bütün olarak da değerlendiriyor. Şimdi kendi değerlendiricileri var onları ayrıca yetiştiriyor, o kurum olarak gidiyorlar, üniversiteye gidiyorlar 4-5 gün üniversite kendi iç değerleme raporunu hazırlıyor. Daha sonra YÖKAK’a gönderiliyor, daha sonra saha ziyaretleri yapılıyor. Şimdi 2 türlü şu anda değerlendirme var diyelim. Bir tanesini YÖKAK’ın doğrudan doğruya kendi değerlendirme yaptığı o kurum bazında, üniversite bazında. Asıl bizim özellikle öğrencilerin tabi öteki de çok önemli ama asıl öğrencilerin ilgisi olması lazım, dikkatini çekmesi gereken ise program bazında akreditasyonu alan kuruluşların, bu da üniversitelerin bu YÖK kitapçığımız var biliyorsunuz o kitapçığın 15 veya 16. kolonunda sütununda yazıyor. Akreditasyon diye yazıyor, altına nereden akreditasyon almışsa, diyelim ki mühendislik fakültesinin bilgisayar bölümü orada diyor ki MÜLEK. MÜLEK mühendislerle ilgili akreditasyon kuruluşu. Bizim daha 2 senelik bir geçmişimiz var, bizim de mesela olduğu zaman İLAK diyor, İLAK İLEDA diye geçiyor veya tıpçıların ver TEPTAK diye geçiyor, hemşirelik var HEPTAK. VEDEK var o da bayağı eskidir veterinerlerin var. Dolayısıyla o sütundaki o kuruluşların adlarının manası şu bu program akredite edilmiştir, belli bir kalitededir, bu kalitesi sürdürülebilir niteliktedir, her şeyiyle bu artık bizim tarafımızdan YÖKAK tarafından tescil edilmiş bir programdır, yani bu çok önemli.” açıklamasında bulundu.